Ozan Can Sülüm

Her Şey Yeni, Her Şey Bildiğimiz Gibi

Ozan Can Sülüm

Ozan Sülüm geride kalan 2026 Avrupa Erkekler Hentbol Şampiyonası'nı değerlendirdi.

Hentbolun Evi 

Hentbolun evi zaman zaman değişir. Söz konusu başarı olunca, hentbolun evi Fransa'dır. Hentbola verilen değerden bahsediyor, hentbolun en iyi ligini konuşuyorsak, hentbolun evi Almanya'dır. Hentbolun hemen herkesin DNA'sında olduğu yerden bahsediyorsak, o zaman o ev İskandinavya olur. 

Tarihte ilk kez üç İskandinav'ın birlikte organize ettiği bir hentbol turnuvası izledik. 65 maçta yarım milyonu aşan seyirci sayısı, antrenörleri muhtemelen çıldırtmış olsa da savunmanın ikinci planda kaldığı, çok yüksek skorlu maçlar – maç başına 62.25 gol atıldı ki açık ara tarihin en gollü turnuvası – ve organizasyonun her şeye rağmen sınıfta kaldığı bazı anlarıyla, 2026 Avrupa Erkekler Hentbol Şampiyonası hentbolun zirvesi olduğunu bir kez daha gösterdi. 

Faore Adaları

Yenilerin Performansı 

Söz konusu hentbol olduğunda Avrupa şampiyonaları, dünya şampiyonalarına kıyasla her daim daha yüksek kaliteye sahip olmuştur. Fakat şampiyona 24 takıma çıkarıldığından beri ilk grup maçlarının sonuncuları genel itibariyle büyüklerle mücadele edemiyor. Bu turnuvada da ölüm grubu olması beklenen A Grubu hariç tüm gruplarda sonuncuların sıfır çekmesi bu tezi doğrular gibi. Şüphesiz ikinci kez katılan, bazı oyuncuları tam profesyonel olmayan İtalya'nın Polonya gibi bir takımı geride bırakması, yine ikinci kez katılan Faroe Adaları'nın oynadığı tüm maçları izlenir kılması – şüphesiz taraftarının da etkisi çok büyük – ve Gürcistan'ın E Grubu açılış maçında turnuvanın en büyük sürprizlerinden birine imza atarak bronz madalya alan Hırvatistan'ı son ana kadar zorlaması, alttaki takımların arayı ne kadar kapattığını gösteriyor. 

Her Şey Yeni, Her Şey Bildiğimiz Gibi

Şüphesiz son dönemin en iyi örneklerinden biri Portekiz. Tamamen özkaynaklar üzerinden yavaş yavaş büyüttükleri, önce lige, sonrasında ise alt yaş gruplarına yaptıkları yatırımlarla kurdıkları ve sonunda hem kulüp, hem de milli takım bazında başarılara ulaşmaya başladıkları sistemleri, artık madalya adaylarından bir olduklarını bu turnuvayla beraber tam anlamıyla gösterdi. 

Geçtiğimiz sene dünya şampiyonası dördüncülüğü gördüklerinde herkes büyüklerin kötü performansından sebep o seviyeye geldiklerini söylemişti. Ancak hem ilk grup aşamasında Danimarka'ya Jsyke Bank Arena'da oynanan bir turnuva maçında ilk kez yendiler, ki çok büyük bir apolet, hem de Avrupa Şampiyonası'nı tarihlerinde ilk kez ilk beşte bitirmeyi başardılar. Ludovic Fabregas'ın da Avrupa Şampiyonası tarihinin en gollü maçı olarak tarihe geçen 46-38'lik ana tur maçından sonra söylediği gibi, Portekiz artık sürpriz bir takım değil, favorilerden biri. Çok fazla silahları var ve onları tahmin etmek de, durdurmak da çok zor. Bakalım ilk madayla ne zaman gelecek. 

 

 

Podyum, Almanya ve Danimarka 

Hentbolseverler, özellikle de Twitter kullanıcıları Rasmus Boysen'i tanırlar diye düşünüyorum. Her turnuva öncesi tahminlerini yazan eski oyuncu, şimdinin medyacısı Boysen, turnuvanın hayal kırıklığı olarak Hırvatistan'ı göstermişti. Hırvatistan antrenörü Dagur Sigurdsson o tweetin çıktısını alarak her maç öncesi oyuncularının önündeki duvara yapıştırıp, bundan bir motivasyon devşirdi turnuva boyunca. Tabii ki yaptığı tek şey bu değildi. 

Öncelikle şunu söylemem lazım, bu tarihteki en albenisiz Hırvat takımlarından biriydi. Yıldızı olmayan, Çindriç hariç tecrübesi az, fakat fiziksel olarak çok üstün ve belki de ilk kez yüksek organizasyona sahip bir takımdı bu. Tabii ki bunu daha önce Almanya ve Japonya'da yapmayı başaran Dagur hocanın etkisi. 2013'ten, o gelene kadarki 11 yılda sadece iki podyumu olan, son beş şampiyonadaki en iyi performansı sekizincilik olan bir takımı üst üste iki podyum gören bir takıma dönüştürdü. Bazen büyük yıldızlara ihtiyacınız olmuyor, 15 tane asker daha iyi olabiliyor. 

Keza finale kadar yürüyen ama takılan Almanya'nın da artık yeniden her turnuvanın favorisi apoletini geri kazandığını söylemek gerek. Alfred Gislason 2020'de takımın başına geldiğinde çok büyük bir dönüşüm bekliyordu onu. Değişim u21 takımını A Milli Takım'a yavaş yavaş entegre ederek geldi, ki bunda oyuncuların Bundesliga ve Bundesliga 2'de çok genç yaşlarda ilk 7 oynamaya başlamalarının büyük etkisi var. 

Şüphesiz Juri Knorr, kaptan Johannes Golla, turnuvanın en fazla kurtarış yapan kalecisi olan Andreas Wolff gibi birçok yüksek standartta oyuncusu olsa da, Almanya her pozisyonda en az iki iyi oyuncusunun olduğu, özezllikle takımın yarısından fazlasının 25 yaş altı olmasıyla birlikte enerjisini maçın sonuna kadar yayabilen – bakınız Fransa'yı yendikleri ana tur son grup maçı – ve her yerden, her oyuncusyla skor üretebilen, tıkanmayan bir takım oldu Almanya. Üst üste kaybedilen iki büyük finalin ardından bir sonraki turnuvada yine şampiyonluk adayı olacaklar. Hatta yaş ortalamasına bakarsanız, sanırım önümüzdeki 6-7 turnuvanın da favorilerinden biri olacaklar. 

Şampiyona gelelim. Son dört dünya şampiyonasının şampiyonu ve son olimpiyat şampiyonu olabilirsiniz, ancak son iki senede tarihin gördüğü en büyük oyunculardan biri ve tarihin gördüğü en büyük kalecilerden biri emekli olmuş, özellikle rotasyonunuzdan her biri 150'nin üzerinde kez milli olmuş birkaç oyuncu milli takımdan ayrılmışsa, bir yerlerde bocalamanız gerekir. Danimarka'nın aynı gazla devam ediyor olması akıl alır gibi değil. 

Her Şey Yeni, Her Şey Bildiğimiz Gibi

Danimarka kadrosuna baktığınızda dünyanın en sert iki hentbol ligi olan Bundesliga ve Handboldligaen'in en üst düzeyinde oynayan oyunculardan bir karma görüyorsunuz. Her pozisyonda fiziksel olarak inanılmaz sert olmalarının yanında, fiziğini bu denli teknikle birleştirebilen bir takım olmaları farkı yaratıyor. Tabii sağ bekiniz ve sol bekiniz durdurulamaz, kalecileriniz ise en yüksek kurtarış yüzdesine sahip üç kaleciden ikisi olduğunda, Avrupa Hentbol Şampiyonası bile eforsuz kazanabileceğiniz bir turnuvaya dönüşüyor. 

Hayal Kırıklıkları 

Buraya sanırım Fransa ve İspanya ikilisinden başka bir takım yazmak çok mümkün değil, belki İsveç, ancak onlar da bir geçiş dönemindeler ve sakatlık öncesi Jim Gottfridsson'u çok arıyorlar. 

Her Şey Yeni, Her Şey Bildiğimiz Gibi

Fransa benim gördüğüm en sıkıcı, en tekdüze, en bireysel beceriye bağlı Fransa kadrosuydu. Takımın çapraz yapıp sağ veya sol beke, genellikle de Dika Mem'e şut hazırlamak dışında çok az şey yaptığı, özellikle Konan'ın liderliğindeki savunmanın hareket kabiliyeti konusunda sorunlar yaşadığı, çok ciddi bir kaleci sıkıntısı çeken ama en çok da maç içindeki kritik anlarda antrenör Gillaume Gilles'in hamle yapamadığı, gidişatı değiştiremediği bir Fransa izledik. Bu denli atletizme ve 9 metre şutlarına bağımlı olmaları ilerisi için çok ciddi bir gerginlik vermeli. 

İspanya ise belli pozisyonlarda çok ciddi kalite problemi çekti. Cikusa kardeşlerin yavaş yavaş kendilerini göstermeye başladığı bir dönem, ancak henüz üst seviyede çömezler, çizgide Serdio ve Moreno çok düşük kalite kaldılar ve Duyşebayev kardeşler de artık tüm turnuva takımı çekecek durumda değil. İşin kötüsü, geçen seneki U21 Dünya Şampiyonası'nda dokuzunculuk maçına çıkan bu iki ülkenin yakın dönem geleceği de pek iç açıcı görünmüyor. 

Bir kez daha gördük ki, hentbol şimdilik evi Danimarka ve evin an itibariyle sahibi de son üç büyük şampiyonanın hem MVP'si, hem de en skorer oyuncusu olan Mathias Gidsel. Henüz 26 yaşında olduğunu düşünürsek, önünde tarihe geçmek için çok güzel bir yol var.

Her Şey Yeni, Her Şey Bildiğimiz Gibi

Yazarın Diğer Yazıları