Ankara’dan İstanbul’a uzanan bir hikaye, bir tarih…
Ankara’nın en güzel yanı İstanbul’a dönüşü mü bilemeyiz elbette –ki aramızda kalsın bence öyle. Ancak 50. Yıl’da verilecek Federasyon Kupası’nın en güzel yanlarından biri olduğu kesin.
Elli sene önce Ankara’da tek göz odada, içinde bir ışık yanan bir grup insandan 50. Yıl’a bir köprü kuruldu. İstanbul’da yarınlara uzanacak 50. Yıl Federasyon Kupası düzenlendi. Kadınlarda Bursa BBSK ve erkeklerde Beşiktaş şampiyon oldu. ‘Kafayla Gol Atılıyormuş’ yazımda 50. Yıl Belgeseline ve Galasına dair “Hepinize ışıldayan gözlerle baktım, çünkü şampiyonların ışıltısı üzerindedir.” demiştim. Bu hissi geçtiğimiz günlerde tamamladığımız kupada da hissettim. Şampiyonların arasında olmak; o tarihi, heyecanı, beraberindeki gerilimi ve gururu sonuna kadar hissettiriyor. Bu asla saklayabileceğiniz bir şey değil.
Beykoz semalarında hentbol için uzun süredir beklenen bir yazı yazıldı, bir imza atıldı: geçmiş var, gelecek burada. Kupanın finalleri, hepimizin etkisinde kaldığı mücadelelere sahne oldu. Hem Üsküdar Belediyesi SK-Bursa BBSK hem Beşiktaş-Nilüfer Belediyesi SK final maçlarına adlarına yakışır bir iz bıraktı. Bir senenin sonunda tüm emeklerin karşılığının alınacağı ikinci bir fırsat demekti bu kupa. Daha önce bunu yaşamış olanlar da ilk kez yaşayacak olanlar da aynı hisse tutunmuştu: şampiyon olmak.
İlk dakikasından itibaren o heyecan ve oyunların gücü hissediliyordu. Yeliz Özel kaptanlığındaki Bursa, maça hızlı başlayıp aynı yüksek performansla devam etti. Her hücumda ayrı bir savunma stratejisi hazırlamışlardı. Rakibi Yasemin Şahin liderliğindeki Üsküdar ise bildiğimiz kendi performansından uzaktı; öyle ki yarı final mücadelesi onları biraz fiziksel olarak zorlamış görünüyordu ve finale güçlerini taşıyamadılar. Bursa BBSK, Üsküdar Belediyesi SK’nü 41-24 yenerek şampiyon oldu ve 50. Yıl Federasyon Kupası’nı kazandı.
Çok fazla şampiyonun arasında olmak nasıl bir duygu derseniz, size o final gününden bir fotoğraf gösterirdim. Siyah-beyazlıların oyun gücünün kaynağı olan Gurbindo’nun sahadaki etkisi finalde de kendini gösteriyordu. Beşiktaş, öyle birbirine alışmış bir takım ki maça nasıl başladılarsa aynı ritmi devam ettirebiliyorlar; üstelik vites düşürseler bile. Güçlü rakipleri Nilüfer, Tolga Özbahar liderliğinde iyi oyun kurarak başladı maça. Ancak hücumda aynı düzeni pek uygulayamadılar. Savunma ve hücum dengesini sağlayabildiklerini söyleyemeyiz doğrusu. İlk 4 dakikasında gol olmayan maçta hücum sırası da oldukça hızlı değişiyordu. Farkın 6’ya kadar çıktığı finalde, 2’ye düşse de Beşiktaş, Nilüfer’i 35-29 yenerek şampiyon oldu ve 50. Yıl Federasyon Kupası’nı kazandı.
Serdar Seymen hocanın en büyük rüyasının içindeydik o gün. Kupa maçlarının oynandığı bu salona kendisinin ismi verildi. Geçmiş var, gelecek burada derken söylemeye çalıştıklarımdan biri de bu.
Geleceğe hafıza taşımak, 50. Yıl’da yapacağımız en iyi şeylerden biri. Yalnız şunu söylemeliyim ki bu bir ufuk, ötesi var ve bunun için hepimizin dertlenmesi gerekiyor. Sahiplenmeliyiz anlayacağınız üzere. Böylesine yazıyor olmamın yegane sebebi hentbolun kendisine duyduğum minnet. Size bunu her yazıda söylemekten asla bıkmayacağım. Çünkü, benim hikayem böyle başladı. Aynı duyguları aynı yerden paylaşıyorum. Önceleri sadece bir izleyiciydim, hafta sonları denk geldiği maçları izleyen birinden size bunları anlatan birine dönüştüm. Hentbol aslında bir sarmaşık ve diğer branşlardan farklı olarak sizi kendi habitatının içine alıyor. Ben, kök salmak diyeyim; siz ise tutku deyin. İşte o gün Beykoz’da olan buydu. Sporcular, yaşayabileceklerinin ötesinde tarihte yerini alan bir kupayı kazandılar. Kupanın her aşamasında keyifli ve gerilimli maçlar izleten bütün sporcu arkadaşlarıma, hocalarımıza çok içten bir teşekkür ederim. Ve şampiyon takımlarımız Bursa BBSK’nü ve Beşiktaş’ı tebrik ederim.
Geçmiş var, gelecek burada.


