Zeynur Pehlivan

Hentbol Ulan Hentbol

Zeynur Pehlivan

Arkadaşlar! Bir haftadır sosyal medyada bir video  dolaşıyor   Belki fark etmişsinizdir, sizinde gözünüze   çarpmıştır.   Hani;   uçakta   telefonla   konuşurken,   arkada   gürültü   yapan   bir   sporcu grubunun, ki bunun daha sonra bir hentbol takımı olduğunu anlıyoruz, telefon görüşmesine izin vermeyecek kadar şamata yapılmasına dayanamayan bir beyefendinin, telefon konuşmasını yarıda bırakıp, “Beyler! Bir durun ya! Bir durun ya!” diye susturduğu bir sahne var. Devamında da, “Şu hentbol takımında olanlar bir parmak kaldırsın.” dediği....  “Ya oğlum! Bu kadar şımaracak, hayvanlık yapmayı kendinde hak bulacak kadar takipçisi olan bir spor yapmıyorsunuz siz ya”… “Yaptığınız spor, hentbol ulan hentbol! Sosyal medyada kaç kişi takip ediyor seni? 37 kişi… O da takım arkadaşların zaten. Bugün ben bu sporu yapıyor olsam, ki bu anda beyefendi başını yana eğiyor ve utangaç bir hal alıyor, ‘Otururum lan böyle!” diyerek devam ettiği. “Disney +” kanalında, “Sekizinci aile” diye Basmacıgil Ailesini anlatan dizinin bir bölümünde yayınlanmış.İzlemediyseniz izlemenizi öneriyorum. Çünkü bu konuşmanın daha devamı da var. Bu konuşma bununla da bitmiyor. Bir maçta kaç gol attığımızdan, o gollere kimsenin sevinmediğinden, maça dolmuşla  gittiğimizden,  Messi  şımarıklığı  yapmamamızdan,  hak  ettiğimiz  kadar  şımarmamız gerektiğinden, kendimize gelmemizden, haddimize bilmemize kadar bir söylev çekiyor beyefendi uçakta arkada bulunan sporculara…Bu sahneleri defalarca izledim arkadaşlar. Doğruluk payı var mı, var. Nedir bu doğru? Toplu taşıma araçlarında, topluluk içinde başkalarını rahatsız etmemeyi bir takım üyelerinin bilmesi gerekiyor. (Bu durum sadece hentbolde olmuyor. Diğer branşlarda da olabiliyor. Çünkü takım olmanın mayasındaki bazen bu eğlencenin, biz buradayızı göstermenin de bir ifadesi olarak fazla şamata yapmak şeklinde bir yansıma olabiliyor.) Bir iki kişinin verdiği rahatsızlıkla onbeş yirmi kişinin verdiği rahatsızlık gerçekten kötü bir durum. Bu doğru. Ancak, kazanılmış bir maçtan sonra tüm uçağın bu eğlenceye katıldığına da çok şahit oluyoruz.Şimdi burada sizlere bu sahneden anladığım veya anlamadığım şeyleri, doğru veya bana yanlış gelen şeyleri yazıp son bir soru soracağım bu filmin yönetmenine... Bir:   Toplu   taşıma   araçlarında   başkalarınını   rahatsız   etmeyecek   şekilde   konuşmalı   ve davranmalıyız.  Haklısınız.   Ama  siz   de   toplu  taşıma   araçlarında,  hele   hele  uçakta   telefonla konuşmamanız gerektiğini bilmelisiniz. İki: Sporcuları uyaracak, ikaz edecek başka cümleler bulamadınız mı? “Beyler! Lütfen biraz sessiz olur musunuz? Rahatsız oluyoruz.” demek yerine, Şımaracak, hayvanlık yapacak, gibi kelimeler kullanmak ne demek! Önce siz uslubunuza dikkat edin! Karşınızda bir insan grubu var. Biraz sonra hentbolla ilgili daha ciddi şeyler söyleyeceğim ama ondan önce   konuyu, bu gürültüyü hentbola bağlamak ne demek! Evet spor eğitimin en önemli parçalarından birisidir ama burada şunun söylenmesi gerekmez mi, ki bu da eğer gerek varsa! “Beyler size toplu taşıma araçlarında nasıl hareket edileceğini, anne babanız, okulunuz, öğretmenleriniz öğretmedi mi?” demek yerine, konuyu direkt hentbola bağlayıp, “Oynadığınız hentbol lan hentbol!” gibi hentbolu aşağılayan bir cümle kurmak ne demek! Üç: Messi şımarıklılığı yapmamızdan bahsediyor. Siz Messi’nin bir şımarıklılığını gördünüz mü? Ben görmedim. Ayrıca keşke bizim sporcular da Messi gibi yetenekli, başarılı ve ünlü olsa da keşke Messi şımarıklılığı yapsalar. Görmek isterdim doğrusu.

Dört: Kaç seyircimiz, kaç takipçimiz olduğundan bahsediyor beyefendi, yine aşağılayıcı kelimeler kullanarak… Söyler misiniz hangi spor müsabakaların tribünleri dolu? Bir iki branş, bir kaç büyük takım dışında hangi spor dalının koltukları dolu? Spor kültürü denen olgu var mı ülkemizde? Önce bunları bir düşünün ve gözlemleyin, lütfen! Beş:   Yine bu beyefendi, maçlara dolmuşla gitmemizden, haddimizi bilmemizden, kendimize gelmemizden bahsediyor. Beyefendi farkında değil ama şu an aynı uçaktalar. Demek ki sporcular sadece dolmuşla seyahat etmiyorlarmış. Ayrıca dolmuşla gitmek bana çok keyifli gelir. İnsanlarla birlikte olmak, etrafa bakmak, olayların farkında olmak, iki sohbet etmek, yalnız kalmamak adına harika   bir   seçimdir.   Ben   yalnız   başına   araba   kullanmak   yerine   insanlarla   olmayı   tercih edenlerdenim. Üstelik ben çok ama çok futbolcu, sporcu bilirim, maça, antrenmana dolmuşla giden… Bir de haddimizi bilmek, kendimize gelmekten bahsetmek ne demek! Böyle bir ikaz şekli olabilir mi ya? Çok mu  düşündünüz,   kötü   örnek   olan   herşeyi   bir   anda   söylemeyi,   çok   mu düşündünüz böyle  kaba uyarıcı   kelimeler kullanmayı…   Ben sizin  yerinizde olsam  gençlerle konuşurken daha örnek bir tutum sergiler, daha güzel cümleler kurardım. Hentbolcular gerçekten iyi sporcularmış ki, sizin bu tuhaf, kaba cümlelerinize karşılık vermemişler. Bravo gençlere! Ve gelelim, en önemli konuya… Hentbola… İşte Orada Durun Beyefendi!  Çünkü laf söyletmem hentbola! Neden mi? Söyleyeyim efendim. Biz Beden Eğitimi Öğretmeni ve Antrenörler sporu; bireysel veya takım halinde, belirlenmiş kurallar   çerçevesinde   ve   genellikle   rekabet   unsuru   içeren   fiziksel   etkinlikler   bütünü   olarak, tanımlarız. Ancak bu tanım o kadar geniş, o kadar büyük bir anlam içerir ki buraya yazmakla bitmez.   Yapılan   antrenmanlar,  maçlar, gidilen   seyahatlar,   gezilen  şehirler, ülkeler,   tanışılan insanlar, öğrenilen-uyulan kurallar sonucunda, insanda neler neler değişmez ki! En başta kas-iskelet sağlığının düzelmesi, ruhsal, sosyal, çevresel yaşamın iyileşmesi, bilişsel ve duygusal gelişim  üzerindeki   doğrudan   etkisi,   karar   verme becerisini geliştirmek, odaklanmak,  kuvvet, dayanıklılık, sürat, beceri, koordinasyon, esneklik, denge gibi motorik özellikleri geliştirerek iskelet sistemini güçlü kılmak, yaşam şeklini düzenlemek… Bunlar kısaca yazdığım özellikler. Bir de hentbol öyle hazırlanmış senoryalar, defalarca çekilen sahneler, ezberlenmiş replikler değildir.   Sporcular   öyle   rol   yapmazlar.   Hayatı   bir   maçta   yaşarlar.   Kazanırlar,   kaybederler, üzülürler,   sevinirler,  şaşırırlar,   düşerler,   kalkarlar.   Ve  her   zaman  ayakta   kalırlar.  Öyle   bazı sahneler için dublör kullanmak falan da yoktur. Nehir nereye götürüyorsa oraya giderler. Zaman zaman çarparak, zaman zaman ıslanarak, zaman zaman eğlenerek, çoğu zamanda öğrenerek çıkarlar ırmaktan. Kötü davranışlarından arınırlar, geleceğe güvenle bakarlar, bedenlerini ve ruhlarını kötülüklerden arındırırlar. Tüm bunlardan sonra kısaca söylemek gerekirse spor ve bu eğitimden, deneyimlerden  geçen sporcu; birçok şeyi öğrenmiş ve bunu davranışlarına yansıtmış bir bireye dönüşür. Birey takımı, takım toplumu, toplum geleceğe dönüşür. Bunun 37 kişisi, 20 bin kişisi de aynıdır. Amaç gelecek nesillere dokunmaktır. Gençleri doğru uğraşlarla buluşturmaktır. Hentboldaki bu 37 kişiyi de kurtarmak önemlidir. Amaç binlerce kişiyle birlikte İstiklal Marşını okumaktır. Ülkemizi temsil etmektir.   Herkesin   bilmesi,   unutmaması   gereken   en   önemli   konu,   sporun   toplum   üzerinde yarattığı etkiyi  hiçbirşeyin yaratamamasıdır. O   nedenle UNİCEF sporculardan   elçi seçer.  O nedenle binlerce çocuk sporcuları örnek alır. O nedenle binlerce kişi Alperen Şengün gibi olmak ister. Çünkü bedeni, aklı her maçta bir kitap okur ve çok şey öğrenir.Ve geliyorum son soruya! Çünkü anlamadığım tek şey bu. Ya sizin bu sahneyi koymaktaki amacınız nedir, öğrenebilir miyim?  Neden   böyle   bir sahneye gerek duyuldu?

Neden kadın cinayetlerine vurgu, çocuk istismarlarına vb. pek çok soruna değinmek yerine böyle bir konu, hem de Avrupa’da ve Kuzey ülkelerinde bir çok ülkede futboldan sonra ikinci takım sporu olan ve binlerce taraftara karşı oynanılan mükemmel bir spor olan “hentbol” seçildi? Neden? Biri bana açıklayabilir mi, lütfen! Gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum.

Yazarın Diğer Yazıları